Antik Roma’da Gladyatör Oyunlarının Tarihi ve Önemi
Antik Dünya’daki en heyecan verici kurumlardan biri, Antik Romalıların, Cumhuriyetin ilk dönemlerinden imparatorluğun sonuna kadar devam ettirdikleri gladyatör oyunlarıdır. Gerek antik tarihçiler arasında olsun, gerek modern tarihçiler arasında olsun bu oyunları çalışmalarına konu edenler, oyunları ya nefret edilecek hastalıklı bir alışkanlık olarak, ya da hayran olunacak, heyecanlı eğlenceler olarak görmüşlerdir. Arenalarda dökülen kanlara ve vahşet gösterilerinin gerçekliğine rağmen gladyatör oyunları, sadece Romalı seyircilerin zevklerine hitap etmemekte, aslında karışık ve çok yönlü unsurlara sahip olmaktaydılar. Tarihçilere göre bu oyunlar, ya bir kurban etme geleneğinin devamı, ya Roma’da var olan yozlaşmışlığın dışa vurumu, ya da politik liderlerin güçlerini arttırmak için kullandıkları bir araçtı. Oyunların amacı ne olursa olsun, bu oyunlarda yer alan gladyatörlerin ünü de bir o kadar Roma ve o dönemin dünyasında yayılmıştı. Kadın Gladyatörler ise bu dövüş ve gösteri dünyasında erkek gladyatörleri bile gölgede bırakacak pozisyona gelmişler, günümüzün popstarları gibi algılanmışlardır.
Antik Kaynaklarda ve Modern Görüşlerde Gladyatörler
Roma’nın antik tarihçileri, yazarları, şairleri ve filozofları, Roma’nın ünlü gladyatör oyunlarını farklı açılardan incelemiş ve farklı yorumlar yapmışlardır. Kimisi sosyal ve ahlaki bir zorunluluk olarak görürken, kimisi politik bir araç olarak görmüş, bir diğeri imparatorluğun yönetiminin mükemmelliğinin ve hâkimiyetinin yansıması olarak görürken, öbürü Romalı halkın ve yönetiminin iyi ve kötü yanlarının karışımı olarak açıklamıştır.[2] Diğer yandan modern bilim adamları ise, bu oyunların Roma’nın güç gösterisinin kötü bir tezahürü olduğunu yorumlamışlardır.[3]

Antik Roma tarihçilerinden bir kısmının yakın zamanlarda kabul ettiği bir görüş ise oyunların kaynağının Romalıların mizacında bulunan pagan ritüellerinin, eski zamanlardan kalma insan kurban etme inancının, sadizmin ve yönetim politikalarının toplamına dayandığı şeklindedir.[4] Ancak bilimsel çerçevenin dışındaki popüler kültür tarafından ise, Hristiyanlık bağlamı içinde oyunlar aşırı basitleştirilerek, yıkılmaya mahkûm olan, yozlaşmış ahlaksız yöneticilerin ve kana susamış Roma halkının yaptığı eylemler olarak sunulmakta ve asıl anlamı önemsizleştirilmektedir. Bu nedenle Roma İmparatorluğu denince akla önce kanlı gladyatör gösterileri gelmektedir. Herhangi bir araştırmacı, tarih bilimi çerçevesi içinde gladyatör oyunlarını incelemek ve gerçek anlamını aramak istediğinde, yukarıdaki sebeplerden ötürü tam anlamıyla tatmin edici cevaplara ulaşamamaktadır.[5] Ancak bu durum, yeni kanıtlar ışığında ve daha farklı bakış açılarıyla konunun araştırılmasını engellememelidir. Yeni bir bakış açısı, oyunların uzun süre boyunca kalıcı karakteristiğinin incelenmesiyle bulunabilir. Böylelikle oyunların dinsel bir ritüel ve tekrarlanan teatrikal bir sosyal tepki olduğu da görülebilir.[6]
Dini Bir Ritüel Olarak Gladyatör Dövüşlerinin Kökeni
Eğer oyunlar dini ritüelin bir türü olarak incelenirse, bunları kurban törenlerinin bir türü olarak anlamlandırmak da olası olur. M.Ö. 4. yüzyılın ortalarında Roma, İtalya’daki üstünlüğünü sağlamak amacıyla, diğer bir Latin kavmi olan güçlü Samnit kabileleri ile savaşmaya başladıktan sonra, ele geçirdiği güçlü kuvvetli savaş esirlerini halk önünde birbirleri ile dövüşmeye zorlardı. Bunu bir dini ritüel olarak gerçekleştirdiği, kaynaklar tarafından belirtilmiştir.[7] Bu nedenle gladyatör oyunlarını, her ne kadar vahşetin sergilendiği mekânlar olarak kabul etsek de, bunun temelde dini bir ritüele dayandığını kabul etmek zorundayız. Sonucu ölümle bitecek olan bu kanlı mücadeleler, Roma’nın esirlere biçtiği bir cezalandırma yönteminin yanında, yukarıda bahsedildiği gibi insan kurbanının yer aldığı bir ritüeldi. Sonraki yüzyıllarda ün kazanacak olan gladyatör dövüşleri de bu cezalandırma metoduna ve ritüele dayanmaktaydı.[8] İlk zamanlarda bu amaçlarla yapılan gladyatör oyunları, zamanla ve Cumhuriyet kurumlarının bozulmaya başlamasıyla, devlet kurumlarında gücü ele geçirmek isteyen kişiler tarafından halkın desteğini sağlamak amacıyla yapılır olmuştur. Ayrıca, öncellerinin yaptıkları oyunların daha iyisini yaparak, adından daha çok söz ettirmek isteyen siyasiler, oyunları daha da kapsamlı hâle getirmişlerdir. Bu sayede oyunlardaki ölümün, vahşetin ve aşırılıkların dozu her geçen sene daha da artmıştır.
Roma Arenalarında Vahşet Gladyatör ve Sosyo-Ekonomik Etkenler
Cumhuriyetin sonlarında, halk sınıfları arasında sosyal ve ekonomik uçurum en üst boyutlara ulaşmıştı. Zenginler inanılmaz bir ihtişam içinde yaşarken, fakir proleter yurttaşlar açlık sınırında ve devletin verdiği, bedava ucuz ekmek gibi yardımlarla ayakta durmaktaydı. Fetihlerle birlikte gelen milyonlarca kölenin sayesinde oluşan ucuz iş gücü, aristokrasiyi daha da zengin ederken alt sınıfların işsiz kalmasına da yol açmıştı. Bu nedenle devleti yöneten siyasiler ve sonraki imparatorlar, işsiz güçsüz kalan ve iyice yozlaşan geniş halk kitlesini, kendi haklarını araması ve ayaklanmaması için uyuşturmak, kafalarını boş işlerle meşgul etmek ve bir düzen içinde tutabilmek amacıyla bu tarz oyunları daha fazla düzenler olmuşlardır.[9] (Bunun benzerini çoğu yönetim, değişik olgularla şu an da uygulamaktadır.)
Amfitiyatrolarda Ölümcül Eğlence Gladyatör Vahşeti
Büyük amfitiyatrolarda (üstü açık stadlar) bir eğlence amacına dönüştürülen gladyatör dövüşlerinde, savaş esiri ve güçlü kuvvetli kölelerden seçilen gladyatörlerin birbirleri ile ölümüne dövüştürülmelerinin yanında, kimi suçlular, borç batağına düşen yurttaşlar ve sonralarında en çok Hristiyanlar dövüştürülür olmuştur. Roma halkının en çok sevdiği bu oyunlarda, yıllar boyunca milyonlarca insan ve hayvan öldürülmüştür.[10] Bu sebeple Anadolu, Afrika’nın kuzeyi ve Mezopotamya’daki aslan, timsah, fil, kaplan ve parsların soyu tükenmiştir.
Hayvanlara parçalatılacak olan hristiyanlar (Eugene Romain Thirion, 1800’lerin sonunda yapıldı.) Gladyatör gösterileri için binlerce köle (servus) kullanılmaktaydı. Bu köleler, savaşlarda ele geçen esirler veya köle pazarlarında satın alınan güçlü kuvvetli insanlardan oluşurdu. Bunların hiçbir hakkı bulunmaz, sahiplerinin her türlü ihtiyaçlarını ve arzularını karşılamak zorunda kalırlardı. Sahip (Dominus), bunları istediği gibi dövebilir, işkence edebilir veya öldürebilirdi. Krallık döneminde Roma’da fazla köle bulunmamaktaydı. Fakat Cumhuriyet döneminde, geniş fetihlerin sonucunda köle sayısı inanılmaz boyutlara ulaşarak, Roma’yı Antik Dünya’nın en büyük köle merkezi durumuna getirmiştir. Buna rağmen ağır işkencelere dayanamayanlar, Spartacus gibi köle önderlerin başlattığı ve binlerce kölenin yer aldığı birçok isyana katılıyorlardı.[11] Görüldüğü üzere Antik Roma’nın en önemli olgularından olan bu gladyatör oyunları, M.S. 4. yüzyılda önemini kaybedene kadar sürmüş ve insanlık tarihinde büyük izler bırakmıştır.
Gladyatörün Hayatı ve Yemin (Sacramentum)
Antik Roma dünyasındaki gladyatörlerin çoğunluğunu köleler oluşturmaktaydı. Ancak kimi gönüllüler de bulunmakta (auctorati), isteyerek gladyatör gibi yaşamayı seçmekteydiler. Böylelikle gladyatör yemini edilirdi: “ateşle yanabilir, zincirlere vurulabilir, kırbaçlanabilir ve çelikle öldürülebilirim.” “uri, uinciri, uerberari, ferroque necari.” Bu yeminle birlikte Romalıların gladyatör eğitimine katılınmış olunurdu.[12] Aslında bu şekilde yemin eden bireyler, hayatları üstündeki tüm haklarından ve malvarlıklarından vazgeçer, özgür yurttaşlıklarını da kaybederlerdi. Bu sayede tüm hakları yeni efendilerinin eline geçer, o da onlar hakkında istediğini yapmaya özgür olurdu.
Özgür ve Gönüllü Gladyatörler
Romalı yurttaşların böyle bir yemin ederek tüm haklarından vazgeçmeleri ve gladyatör olmalarının ana nedeni, özgür yurttaşken üstlerinde olan büyük borçlardan kurtulmak istemeleriydi. Bu sayede borçlarından kurtulmuş olurlar, belki savaşlarda başarı göstererek ün kazanırlardı. Aynı zamanda geçimlerini de sağlamış olurlardı.[13] (Coleman, 1998: 70). Sonuçta finansal kazanç üzerinden gladyatörlüğe girenler, sahiplerinin her karşılaşmada gayet ciddi paralar kazanmasına rağmen, kaynaklara göre diğer gladyatörlerden daha fazla coşku gösterirlerdi. Çünkü Roma’daki yoksullar, borç batağına düşmenin ölümle eş değer olduğunu da bilirlerdi.[14] Sahiplerinin iyi kazançlarına rağmen başarılı olan gladyatörler de ciddi miktarda paralar kazanırlardı. Hatta köle gladyatörler de arenadaki her başarılı karşılaşmadan sonra gayet yüksek miktarda para kazanırlardı.[15] Emekli olmuş eski gladyatörler de çok yüksek miktarda para ödenerek arenada tekrar dövüşmeleri için ikna edilebilirlerdi. İmparator Tiberius’un (M.S. 14-37) 1000 altın dinar ödeyerek özgür kalmış bir gladyatörü arenaya dönmesi için ikna ettiği bilinmektedir.[16]
Soylu Kadınlar ve Zenginlerin Arenaya İlgisi
Gariptir ki, arenaya katılan kadınların hepsi köle veya paraya ihtiyaç duyan düşük statüdeki yurttaşlardan değildi. Tacitus’un belirttiğine göre, yüksek statüye sahip kimi kadınlar da gladyatör oyunlarında boy göstermiştir. Ancak bunlar para için değil, heyecan ve adlarının duyulması için arenaya çıkan yüksek statüdeki kadınlardı: “Bu sene de sahneye çıkan gladyatörler, geçen senelerde olduğu gibi büyüleyiciydi. Ancak kimi şöhret sahibi hanımefendiler ve senatörler amfitiyatrolarda yer alarak kendilerini küçük düşürmüşlerdi.” (Tacitus, 1989: 15.32).
Toplumsal Statü ve Gladyatörlük Algısı
Buna rağmen o kadar çok sayıda hanımefendi arenalarda görünmeye başladı ki, yönetim tarafından bu durumu engelleyen bir yasa çıkarılmıştır.[17] Yönetimin rahatsızlığına rağmen Roma halkı, erkek gladyatörler gibi arenalarda görünen kadın gladyatörleri de öyle çok seviyorlardı ki, günümüzün ünlü insanları gibi hem erkekler hem de kadınlar tarafından hayranlık duyulup arzulanıyorlardı. Bunun yanında, paradoksal olarak toplumun geleneklerine göre gladyatörler, en düşük seviyenin de altında insanlar olarak algılanıyorlardı.[18] Antik yazarların belirttiğine göre, statüsü yüksek bir insanın kendisini küçük düşürmesi için yapması gereken en kötü şey arenaya çıkmasıydı. Soylu kadınlar için ise aynı durum rezillikten de beterdi. Romalı şair Juvenalis, bu durumda olan kadınlara karşı inanılmaz bir iğrenme duygusu içinde olduğunu şiirlerinde belirtmiştir.[19]
Gladyatör Okulları ve Eğitim Süreci
Normal bir gladyatörün yaşantısı, lanista (efendi) tarafından yönetilen ludusta (gladyatör okulu) geçerdi. Okulun gladyatörleri ise familiayı (grup-aile) oluşturur, tecrübeli doctores ve magistrilerden savaşma sanatını öğrenirlerdi. Doctores ve magistriler genellikle eski gladyatörlerdi.[20] Okullarda her gün yapılan antrenmanlar ise tahtadan yapılmış silahlarla yapılırdı. Önceleri demir silahlar ve zırhlarla yapılıyorduysa da ünlü gladyatör Spartacus’un M.Ö. 73’teki isyanından sonra bunlar yasaklanmıştır.

Gladyatörlerin en bilinenleri Kimi gladyatörler de özel savaş okulları olan College İuvenum’larda antrenman yaparlardı.[21] Kimi tarihçilere göre kadın gladyatörler ise eski gladyatör olan babalarından ders alırlardı.[22] Gladyatörler ne şekilde eğitilirlerse eğitilsinler, her biri güçlü yanlarına göre çeşitli tarzda savaşan gladyatörler olurlardı. Bunların en tanınanları murmillo, thraex, retiarius, hoplomachus, scissor ve secutordu. Her birinin özel çeşitte silah ve kuşanımları olurdu.[23] Bu tarzlardan birinde eğitilen gladyatörlerden ancak çok yetenekli olanları ikinci bir tarzı da öğrenebilirlerdi. Arenalara ise çok sıklıkla çıkmazlardı. Günümüzdeki boksörler gibi yılda en fazla üç kere mücadele ederlerdi.[24]
Bir murmillonun görünüşü Bütün bunlara ek olarak gladyatörler, genel kanının aksine her zaman ölümüne dövüşmezlerdi. Arenadaki ölümler nâdir görülebilirdi denilebilir. Bunun yerine sıklıkla ağır yaralanabilirlerdi.[25] Bunun açıklaması basittir. Bir gladyatörün ölmemesi, ilerideki mücadelelerde efendisine daha fazla para getirmesi anlamına gelmekteydi.

Arenada Bir Gün: Av, İnfaz ve Dövüş
Arenalarda mücadeleler başlamadan önceki akşam, gladyatörlere halka açık bir ziyafet verilirdi (cena libera). Bu durum da halk arasındaki heyecanı bir kat daha arttırırdı. Ziyafetin düzenlemesinin asıl amacı ise daha çok reklam içindi. Bu sayede munerarius (sponsor), adını daha iyi duyurma fırsatına kavuşurdu. Sonraki günün sabahı oyunlar bir geçit töreniyle başlar, bu sayede seyircilerin dikkati çekilirdi. Günün oyunları ise belirli bir sırayla gerçekleşirdi. Sabah vakti vahşi hayvanların avlanmasıyla (venatio) geçerdi. Bir retiariusun görünüşü ) Öğlende ise suçluların infazı gerçekleşirdi. İnfazlar ise genellikle vahşi hayvanlara parçalattırılma (Ad Bestias), kimi zaman da gladyatörlerle dövüştürülme biçiminde olurdu. Öğleden sonraya doğru ise gladyatör mücadeleleri başlardı. Kaç gladyatörün dövüştürüleceği ise sponsorun düzenlemesine bağlıydı. Ancak akşam saatlerine kadar genelde on çiftten otuz çifte kadar olan sayılarda gladyatör dövüştürülürdü. Her bir mücadele ise genellikle 10 ile 15 dakika arası sürerdi.[26]
Mücadelenin Sonu ve Özgürlük
Mücadeleler yakın dövüşten oluşurdu. Mücadelenin sonunda, genellikle gladyatörlerden bir tanesi yorulur veya aşırı yaralarından ötürü pes eder ve kalkanının üstüne uzanırdı. Silahını bıraktığının işareti ise tek parmağını havaya kaldırmasıydı (ad digitum). Bu anda hakem devreye girer, mücadeleyi durdurur ve olayı sponsora (munerarius) havale ederdi. Sponsor ise seyircilerin o zamanki tezahüratlarına göre misio (affetmek) veya gladyatörün katledilmesi emrini verebilirdi. Ya da gladyatörlerden biri veya ikisini de birden serbest kılabilirdi. Ancak sponsorun gladyatörleri lanistadan (efendi) kiralaması ona pahalıya patladığı için, bir de başka birisinin kölesinin serbest bırakılması aşırı yüksek bir meblağa neden olurdu. Bu nedenle serbest bırakılmalar çok nâdir görülürdü. Kararın gösterilmesi, sponsorun başparmağını yukarı kaldırması veya aşağı indirmesi ile belli olurdu. Ancak parmak işaretlerinin hangi anlamlara geldikleri hakkında tarihçiler arasında kesin bir hüküm bulunmamaktadır. Sponsor misio kararını verirse, kaybeden gladyatör başka bir gün mücadele etmek amacıyla okuluna geri dönerdi. Gladyatörün katledilmesini emrederse, yenen gladyatör bu işi gerçekleştirmek amacıyla son darbeyi indirirdi. Sponsor, eğer gladyatöre özgürlüğünü bağışlamak isterse, locasından aşağıya inerek arenaya girerdi ve gladyatöre odun bir kılıç vererek (rudis) gladyatörü kutlardı. Bu ise gladyatörün artık bir köle olmadığını, özgür bir adam veya kadın olduğunu herkese gösterirdi.[27] Bu sayede gladyatör hayatının en önemli amacına ulaşmış olurdu.
Yazar: Doç. Dr. Eren KARAKOÇ
Düzenleme: Taha Berk Arslan
Dipnotlar [1] Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Eskiçağ Bilim Dalı, bigherakles@gmail.com, erenkarakoc88@outlook.com.
[2] Wisdom, S. (2003). Gladiators: 100 BC.-AD 200. (Second Edition). Oxford: Osprey Publishing, 5-7.
[3] Dill, S. (1905). Roman Society from Nero to Marcus Aurelius. London, New York: Macmillan and Co., 234.
[4] Kyle, D. G., (1998). Spectacles of Death in Ancient Rome. New York: Routledge,
[5] Brown, S., (1995) “Explaining the Arena: Did the Romans “Need” Gladiators?” JRA, 383.
[6] Bucket. W., (1986). Homo Necans. Berkeley: University of California Press, 23.
[7] Oakley, S. P., (1998). A Commentary on Livy Books VI–X. Oxford: Oxford University Press, 311-394.
[8] Futrell, A., (1997). Blood in the Arena: The Spectacle of Roman Power. Austin, TX. : University Of Texas Press, 11.
[9] Wisdom, (2003), a.g.e., 7-10.
[10] Freeman, C., (2013). Mısır, Yunan ve Roma: Antik Akdeniz Uygarlıkları (Çev. S. K. Angı). Ankara: Dost Kitabevi Yayınları. (Eserin orjinali 1996’da yayımlandı), 575.
[11] Karakoç, E. (2014). Antik Uygarlıklar Tarihi. İstanbul: Kozmos, 177.
[12] Grant, M. (1967). Gladiators. New York: Barnes & Noble Books, 31.
[13] Coleman, K. (1998). “The Contagion of the Throng’: Absorbing Violence in the Roman World,” Hermathena, 164, 70.
[14] Grant, a.g.e., (1967), 31.
[15] Potter, D. S. and Mattingly, D. J. (1999). Life, Death, and Entertainment in the Roman Empire. University of Michigan Press: Ann Arbor, 312.
[16] Grant, a.g.e. (1967), 31.
[17] Zoll, a.g.e., (2002), 103.
[18] Baker, a.g.e., (2000), 3.
[19] Granti a.g.e., (1967), 34.
[20] Junkelmann, M. (2000). Familia Gladiatoria: The Heroes of the Amphitheatre. In E. Kohne & C. Ewigleben (Eds.), The Power of Spectacle in Ancient Rome: Gladiators and Caesars (31-74). Berkeley: University of California Press.
[21] Zoll, a.g.e., (2002), 33.
[22] Evans, J. K. (1991). War, Women and Children in Ancient Rome. London: Routledge, 38.
[23] Wiedemann, T. (1992). Emperors & Gladiators. London: Routledge.
[24] Coleman, a.g.m., (1998), 75.
[25] Potter and Mattignly, a.g.e., (1999), 323.
[26] Potter and Mattingly, a.g.e., (1999), 326.
[27] Potter and Mattingly, a.g.e., (1999), 327-328.
Kaynaklar
Baker, A. (2000). The Gladiator: The Secret History of Rome’s Warrior Slaves. New York: Thomas Dunne Books.
Brown, S., (1995) “Explaining the Arena: Did the Romans “Need” Gladiators?” JRA, 1995: 376-384.
W., (1986). Homo Necans. Berkeley: University of California Press.
Coleman, K. (1998). ‘The Contagion of the Throng’: Absorbing Violence in the Roman World,” Hermathena, 164, 65-88.
Coleman, K. (2000). “Missio at Halicarnassus.”, Harvard Studies in Classical Philology, 100, 487-500.
Dill, S. (1905). Roman Society from Nero to Marcus Aurelius. London, New York: Macmillan and Co.
Dio Cassius. (2000). Roman History. (Translated by. E. Cary). Cambridge: Loeb Classical Library, Harvard University Press.
Evans, J. K. (1991). War, Women and Children in Ancient Rome. London: Routledge.
Ewigleben, C. (2000). ‘What These Women Love is the Sword’: The performers and Their Audiences. In E. Kohne & C. Ewigleben, The power of spectacle in ancient Rome: Gladiators and Caesars (125-139). Berkeley: University of California Press.
Freeman, C., (2013). Mısır, Yunan ve Roma: Antik Akdeniz Uygarlıkları (Çev. S. K. Angı). Ankara: Dost Kitabevi Yayınları. (Eserin orjinali 1996’da yayımlandı).
Futrell, A., (1997). Blood in the Arena: The Spectacle of Roman Power. Austin, TX. : University Of Texas Press.
Gardner, J. F. (1986). Women in Roman Law & Society. Bloomington: Indiana University Press.
Grant, M. (1967). Gladiators. New York: Barnes & Noble Books.
Jackson, R. (2000). “Gladiators in Roman Britain.”, British Museum Magazine, 38, 16-21.
Junkelmann, M. (2000). Familia Gladiatoria: The Heroes of the Amphitheatre. In E. Kohne & C. Ewigleben (Eds.), The Power of Spectacle in Ancient Rome: Gladiators and Caesars (31-74). Berkeley: University of California Press.
Kyle, D. G., (1998). Spectacles of Death in Ancient Rome. New York: Routledge.
Oakley, S. P., (1998). A Commentary on Livy Books VI–X. Oxford: Oxford University Press.
Pattyson, J., (2000). Gladiator Games: Roman Blood Sport. United States: DreamWorks and Universal Studios.
Potter, D. S. and Mattingly, D. J. (1999). Life, Death, and Entertainment in the Roman Empire. University of Michigan Press: Ann Arbor.
Pringle, H. (2001). “Gladiatrix.”, Discover, 22(12), 48-55.
(1957). The Twelve Caesars. (Translated by. R. Graves). Middlesex: Penguin Books Ltd.
(1989). The Annals of İmperial Rome (Translated by. M. Grant). London: Penguin Classics.
Vesley, M. (1998). “Gladiatorial training for girls in the collegia iuvenum of the Roman Empire.”, Echos du Monde Classique, 62(17), 85-93.
Wiedemann, T. (1992). Emperors & Gladiators. London: Routledge.
Wisdom, S. (2003). Gladiators: 100 BC.-AD 200. (Second Edition). Oxford: Osprey Publishing.
Zoll, A. (2002). Gladiatrix: The True Story of History’s Unknown Woman Warrior. New York: Berkley Publishing Group.
