Sanat tarihin başlangıcından beri insanların duygularını ve düşüncelerini yansıtma
biçiminin bir aracı olarak karşımıza çıkmıştır bunun en bilindik örnekleri ise elbette resim
tablolarıdır.
Resim tablolarının kökeni insanlığın ilk adımlarına kadar gider, duvara çizilen av partileri
sahnelerinin oral av maceraların ilk kayıtları olarak görmek çokta hatalı olmaz. Elbette
bizim konumuz şu an ne sanat tarihi ne de insanlar üzerindeki etkisi. Biz daha derinlere
bir yolculuk yapma peşindeyiz. Ezotermizm ve okült sembollerin bazılarını sanat
tablolarında arayacağız ve bazı işaretlerin ne anlama geldiğini ele alacağız.
Elbette burada ele almamız gereken birkaç unsur var, öncelikle ezotermizm ve okült
ayrımı nedir onu bilmek gerekir.
Okült uygulamalı ezotermizm ise daha çok teorik bilgi olarak ele alınabilir. Her ezotermik
bilgi okültün konusu olamaz ama her okült bilgi ezotermizmin konusudur. Elbette bu tür
bilgiler pek çok şeyi konu alabilir. Ölümsüzlük, ölülerle konuşmak veya farklı bir bilince
erişmek. Bu tip konular esasında her zaman dönemin inançları tarafından tehlikeli olarak
görülmüştür ve bu sebeple bu tip bilgiye sahip insanlar bu bilgileri ezotermik yöntemlerle
aktarmayı seçmişlerdir. Bunun en önemli kanıtlarından birisi de elbette sanat
camiasındandır. Ezotermik görünmeyeni görmek üzerine gittiğinde, bu öz farkındalığı
yaratacak bakış açısını sanattan başka ne sunabilir ki? Sanat herkesin önündedir ama
ayrıca herkesten de gizlidir. Dan Brown’ın Da Vinci’nin Şifresi veya Umberto Eco’nun
Foucault Sarkacı’nda ele aldığı gibi arayışımıza başlamadan önce bazı temel bilgilere
sahip olmamız gerek iş bu noktada bu yazının yazılma sebebine geliyor.
Bu yüzdendir, eğer okült sembolleri tablolarda arama yoluna girdiysek aslında aradığımız
şey ezotermik sembollerdir. İşte bazı semboller ve tablolarla ele alınmıştır.
Ele aldığımız ilk tablo simyaya giriş için son derece basit bir eserdir, esasında bir eserden
bir sayfa olarak ele alınmıştır. Lucas Jennis tarından Hermetik Kütüphane Musaeum
Hermeticum adıyla çıkan kitabın ön parçasıdır.

Tabloda dikkat edeceğiniz ilk şey yukarıda ve aşağıda oturan insanlar olduğudur, ama
asıl dikkatinizi çekecek nokta tablonun dört köşesidir. Yukarı elementler Ateş sol
çaprazda salamander ile belirtilmiştir, onun hemen yanında birbirine rüzgar üfleyen üç
figürle ateş ve hava elementleri belirtiliyor. Sağ köşede Su elementini temsilen deniz,
Toprak elementini temsilen ise bir kasaba var. Güneş, yıldızlar ve ayın ortasında ise yer
altında yer alan 7 figür görüyoruz. Bunların altısının Moses olduğunu görebiliriz, Mosesler
Odyssey Destanında da bizi karşılayan ilham perileridir. Tam ortalarında ise arpıyla
Apollo duruyor. Onların ortasında ise sağ tarafta aşağı elementi temsilen birisi ve tam
karşısında ise yukarı elementi tutan birisi var. Ortalarında ise Sonsuzluk Taşı esasında bi
dört elementin birleşimiyle oluştuğu düşüncesi yer alıyor. Özellikle simya hemen hemen
her zaman ortaçağın pek tehlikeli bir ilmi olarak ele almıştır. Kimya ile simyanın bugün
günümüzde pek bir savaşından bahsedemesek bile o vakitler Simyacıların çekinecek
çok fazla unsuru vardı, özellikle pek çok öğretilerinin Antik Mısır ve Antik Yunan kaynaklı
olduğunu söylemek hatalı bir görüş olmaz. Pek çokları için Hz. Musa’nın Mısır’da
yaşadıkları da aslında Simya sanatının alegorik bir ele alınışı.
Sıradaki ele alacağımız eser ise Jakob Böhme’den gelmektedir.
Jakob Böhme
Jakob Böhme mistik bir düşünür olarak tarihe geçmiş pek çok eser bırakmıştı. Elbette onu anlamadan onun
eserlerini değerlendirmek sanatçıya yapılmış en büyük darbedir lakin bazı şeyler
evrenseldir ve anlamları vardır. Böhme’ye göre Antik Büyücüler veya Simyacılar, yedi
gezegene isim vermeden önce aslında onlara birer anlam verdiler. Bütün bu
isimlendirme çabası aslında bu yedi yıldızın yaratılış öncesi olduğu düşüncesinden
kaynaklandığını düşünüyor, bu yedi gezegenin isimlendirildiği bu yedi amacın evrendeki
her şeyi kapsadığı düşüncesine sahiptiler. Yedi gezegende aynı şekilde aynı anda
doğmalıydılar ve aynı şeyleri yapmalıydılar ne biri diğerinden önce ne de diğerinden
sonra.

Görselin tepesinde yer alan yazı, esasında görselin bir tür kozmoloji örneği olduğunun
kanıtıdır. Bilginin boşluktan, Abbys’ten geldiği düşüncesi hakimdir. Büyük gizemli Abbys
bilgeliğin aynası olan Byys’in doğumuna sebep oldu. ADONAI tam tepede bir halka
içerisinde yazmaktadır. Bu Tanrı’nın ismidir tam ortada ise S vardır. S burada ve esasında
pek çok gizli öğretilerde gizemle alakalıdır. Bakir oğul ve bilgeliğin bedenleştirildi
Sophia’da S harfini görebiliriz. Tam tablonun ortasında ise JE-HO-VA yer almaktadır.
Jehova’nın yer aldığı daire esasında karanlık dünya ile bir bağlantısı vardır görüldüğü
üzere. Burada esasında Doğa’nın sert ve zalim yapısının ele alındığını söylemek çokta
hatalı olmaz. Tevrat’taki Tanrı’nın gazap dolu davranışlarını Böhme bu şekilde ele
almıştır. Karanık dünyanın tam karşısında ise ikinci dünya sonsuzluğun dünyası yer alır.
Evrende her şeyin bir zıttı vardır düşüncesinden yola çıkılması Simya’da element
kavramına son derece uygundur. Karanlık ve aydınlığın kesiştiği nokta ise büyük bir
parlaklığın noktası ise Oğul’un doğuşudur.
Tabloya baştan aşağı baktığınızda en başta bilgelik vardı bunu Sophia olarak ele
alınabilir. Onun hemen altında Jehova yani Tanrı, onun altında ise oğul. Bu iki zıt
dünyanın aktığı dünya ise dördüncü perspektif ve bizim dünyamız. Aynı dört elementin
olduğu gibi dört dünyadan bahsedildiğini görebiliriz. Tabloda ele alabileceğimiz esasında
daha çok fazla şey var ama sıradakine geçmek bazı sadelikleri bırakmakta yerindedir
diye düşünüyorum.
Safsata ve İnan: Astroloji
Sırada ele alacağımız konu ise özellikle fazlasıyla günümüzde de insanların etkilendiği
astroloji. Hala insanlar Satürn’ün Mars’ın hayatları üzerindeki etkilerini merak ediyor,
doğdukları vakit ayın ve güneşin yerlerinin karakterleri ve kişilikleri üzerindeki etkisini
düşünüyorlar. Günümüz biliminin buna verdiği kesin cevaplar var ama geçmişin insanları
bu bilgilerden ve bizim sahip olduğumuz düşünceye sahip değillerdi.
Aristotales’in Yer merkezcilik düşüncesine hakimdiler onlara göre Dünya her şeyin
merkezindeydi ve tüm her şey dünyanın etrafında dönüyordu. Esasında Hristiyanlık ve
diğer antik dinlerde de her yerin merkezinde olduğumuz, tüm bu her şeyin bizim için
yaratıldığı kavramları pek eski bir kavramlar değil. Astronomi böyle düşünüldüğünde
çokta mantıksız gelmiyor, gökte bizim için parlayan yıldızlar, takım yıldızlarının
adlandırılması ve farklı anlamları. Her birisi için sayfalarca yazı yazılabilir ama Kaldeliler,
Fenikeliler, Mısırlılar, Persler, Hindulaar ve Çinliler genel karakteri birbirine çok benzeyen
bir Zodyak’a sahiptiler. Zodyak ise kelime anlamı olarak Yunanca zodiakos kelimesinden
türemiş olup Hayvan Çemberi olarak isimlendirilebilir. Bazı görüşler on burç olduğunu
Terazinin Başak ve Akrep Burçlarının ikiye bölünmesiyle elde edildiğini sunabilir. Burada
parmak basmak istediğim konu, çok fazla farklı düşünce tarihten gelen bir birikim var.

Burada ele alacağımız tablo ise The Anatomical Zodiac Man, Fransa Kralı V.Charles’ın
kardeşi Berry Dükü John için 1412-1416 yılları arasında yazılmış ibadet saatlerini ele alan
meşhur ‘’Book of Hour’’ adlı kitaplardan bir örnekten alınmış bir sayfa.
Zodyak
Zodyak adama öncelikle neden ihtiyaç var bunu düşünmek gerekir elbette bunun bir
cevabı var. İnsan anatomisi son derece merak konusuydu ve insan kişilikleri de bu
noktada önemli bir etkendi. İnsan anotomisini incelemek için en iyi örnekler genelde
kadavra olduğunu söylemek mümkün lakin ortaçağ Hristiyan dünyasında kadavralara
dokunmak yani ölüleri incelemek dini açıdan büyük bir günah sayılıyordu.İnsan merakını
gidermek için ise farklı yollara gitmesi son derece muhtemel bir davranışlardan birisidir.
Buradaki burçların sıralaması, kişilik özelliklerinden davranışların yorumlanması üzerine
insan anatomisinin bir değerlendirilmesi olarak ele alınabilir. Elbette bu tür hayvanların o
burçlara verilme sebeplerini düşünmek gerekir bazı mistiklere göre hayvanların çağı
olarak düşünülebilirdi.
Güneş’in Tıpkı tinini bir bedene girmesi gibi bu on iki burç Güneş’in göğüs zırhındaki 12
mücevhere benzetilir ve her birisinin bir çağı vardır. Mesela Güneş’in Boğa
Takımyıldızında olduğu 2.160 yıllık süre içerisinde Güneş Apis’in bedenine girdiği ve
boğanın Osiris için kutsal kabul edilidiği o dönem. Koç çağı süresinde kuzunun kutsal
kabul edilidği ve İsrail’in günahlarını günah keçisine taşıdığı. Balık Çağında ise Hz. İsa’ya
sık sık insanları avlayan balıkçı denmesi gibi örnekler verilebilir.
Bu ezotermik düşüncelerin hakkaniyetini aradığımız noktada değiliz, bizim amacımız
burada sanata olan dokunuşlarını görmek. Bir sanat tarihçisi olmamıza gerek yok lakin
sebep sonuç ilişkisi kurmak için bazı kavramların bilinmesi de elzem.
